Dünyadaki tek cennetim sensin. Senin bakışların gülüşlerindi,
Manasız bakışların cehennemim olurdu, acıların yangınlarım.
Kendini ifade edemeyişin, ne istediğini bilemeyişim,
Canımı yakardı. İnsanlara karşı seni sürekli anlatmaya Çalışırdım. Senin sesin soluğun olmuştum.
Dünyada yaşarken gördüm cenneti de, cehennemi de.
Seni ilk kucağıma aldığım an, kokunu yüreğimde ilk Hissettiğim an, işte cennet budur demiştim.
Sen yürüyemeyip her düştüğünde,
Tekrar, tekrar düşmen ve her düştüğünde,
Ellerinle kendini tutamadığın için kırılan dişlerin,
Akan ağız dolusu kanların, yüreğimdeki cehennem Yangınlarım olmuştu.
Seninle her sokağa çıktığımda insanların senin
Ağzından akan sulara bakışları, yüreğimi sızlatırken,
Senin onların bakışlarından rahatsız olmaman için,
Sana sürekli anlatmaya çalıştığım o güzel masallar,
O masalları dinlerken bakışlarındaki anlamsızlık benim Cehennemim olurdu.
Seninle çıktığım yol savaş, mücadele doluydu. Sıcağı kaynar Sular gibi, tenimi, kalbimi kanatırdı.
Soğuğu tipili, fırtınalı, dondurucu, hissedince kalbimi Dondurandı. Seninle gördüm cenneti de cehennemi de.
Senin ne derdin olduğunu bilmediğim, ama eksikliklerini Gördükçe senin durumunu yanımdaki insanlara kabul Ettiremeyişlerimdi cehennemim…
Bu yolda seninle yalnız olduğumuzu anladığım zaman Duyduğum yürek acım dı cehennemim…
Ama kızımın küçücük savunmasız hali ile bana sarılıp
(Yalnız değilsin anne, ben yanındayım)
Dediği zamanki mutluluğum du cennetim…
Hastane köşelerinde seninle çektiğim acılarımdı cehennemim.
Doktorların her defasında (bu testten de bir sonuç alamadık) dedikleri zamanki tükenen umutlarımdı cehennemim…
Çok dert vardı başımızda buna babaannenin diyaliz hastası olması dedenin Parkinson hastası olması ve
Onlarla seni aynı ortamda sevgi ile yaşatmaya çalışmak için çırpınışlarımdı cehennemim…
Senin onları kabul etmemen ve onlarında bakacak kimselerinin olmaması,
Bu zorlu sancılı zamanı kimse yara almadan nasıl atlatırım diye düşüncelerimdi cehennemim…
Konuşamadığın, derdini anlatamadığın, zaman seni anlamak için gösterdiğim çabamdı cehennemim…
Sokağa oynamaya çıktığında seni aralarına almayan çocukların seninle alay edişlerini duyduğum zamanki acıydı cehennemin…
Oynamaya çıkıp ta seni yalnız bir köşede otururken gördüğüm zamanki acıydı cehennemim…
Yalnız kalma, yalnız hissetme diye, içim acıya, acıya
Senin de içinin acıdığını düşünerek seni güldürme çabalarım dı cehennemim…
Senin bilmeden yaptığın yanlışlar için, insanlara senin durumunu anlatma çabalarım dı cehennemim…
Kendini bilmez insanların benim hatalarım yüzünden senin bu durumda olabileceğini söylemeleriydi cehennemim…
Bu kadar neydi seni hırçınlaştıran kabul görmemek mi?
Bilemiyorum ama insanlara verdiğin zararları telafi edebilmek için gösterdiğim çabaydı cehennemim…
Okuldan, öğretmenlerinden, arkadaşlarından ve çevremden her gün duyduğum şikayetlerdi cehennemim…
Seninle toplum içinde huzur ile yaşayamayacağımı anladığım zaman duyduğum yalnızlıktı cehennemim..
Derdimi kimsenin anlamadığını, tutunacak tek dalımın olmadığını düşündüğüm zaman yine sana sarılarak yaralarımı sarmaya çalışmalarımdı cehennemim…
Yürümeni düzeltemediğin için başından kaynar suların dökülüp yandığında, herkes beni suçlarken bana
(anne ben bu acılara nasıl dayanacağım) diye boynuma sarıldığındaki pişmanlığımdı cehennemim…
Günlerce bisiklet istediğin için akan gözyaşlarındı cehennemim…
Bisikleti sürmeyi öğrete bilmek için günlerce seninle koşturduğum için ayaklarımın patlamasıydı cehennemim…
Ergenlik çağına girdiğin de , karşı cinse duyduğun ilgiyi gizleyemediğin için, duyduğum tepkilerdi cehennemim…
Senin adımlamanı beklerken, düşmeden 5 adım attığını görmekti cennetim…
Suyunu tek başına içebildiğini görmekti cennetim…
Kaşığı kavrayıp, yemeğini tek başına yediğini görmekti
cennetim…
Aylarca tuvalet eğitimi verip de tam pes ettiğim an tuvaletini söylemendi cennetim…
Sürekli kendini işaretle anlatırken, 3 kelimeyi bir arada söylemendi, cennetim…
Kelime haznen çoğaldıkça içindekileri söylemendi cennetim…
Bisikletinle tek başına gidebildiğini gördüğümdeki mutluluktu cennetim…
Seni kaybettiğim için saatlerce aradıktan sonra senin evini bulabildiğini görmekti cennetim…
Yıllarca okulla gidip de artık okumayı başaramayacak diye düşünürken, aniden okumaya başladığını gördüğüm andaki mutluluktu cennetim…
Bu bir mucizeydi benim için ulaşılmazı başarmıştın.
Sendeki hayata tutunma isteğini, azmini, çabalayışlarını, yılmayışlarını görmekti cennetim…
Sen 15 yaşında Serebral pal sili bir çocuksun. Eğer sana sorulsaydı, böyle olmayı sende istemezdin.
Tabi ki bana da sorulsa sağlıklı çocuğum olsun isterdim…
Ama kader…
Ben senin annenim ve seni çok seviyorum
Senin acıların canımı çok acıttı.
Senin mutlulukların beni çok mutlu etti.
Sen benim kanayan yanım, acıyan canım,
En güzel gülüşlerim, en büyük mutluluklarımsın.
Seninle yaşadığım her anı canımda yüreğimde hissederek yaşadım….
Yani cenneti de, cehennemi de sende gördüm…
© EMİNE YILDIRIM
AHMET YASİN İŞİTME ENGELLİLER OKULU 0222 340 19 19
AV.LÜTFÜ ERGÖKMEN.İŞ EĞİTİMİ OKULU 0222 239 60 81
ULUÖNDER EĞİTİM UYGULAMA OKULU 0222 335 16 24
ÖZEL UZMANELİ REHAB.MRK 0222 221 45 20
ATAMER ÖZEL REHAB 0222 221 77 87 / 0222 221 77 77
EKİN BAŞAK ÖZEL REHAB 0222 250 51 50 / 0222 229 37 84
CANEL ÖZEL REHAB 0222 230 37 95
DURUSU ÖZEL RAHAB 0222 220 63 16
ÖZEL EYLÜL REHAB 0222 225 69 76
GÖRSEM GÖRME VE ZİHİN ENG.REHAB 0222 310 26 26
SEVGİ UMUTLARI (UMUT)OKULU 0222 230 75 38
ÖZEL SEVGİ BAĞLARI 0222 226 50 56
ÖZEL BÜYÜKGÖKKUŞAĞI 0222 240 09 01
BULUTAY REHAB.MRK. 0222 234 24 05
AKÖNDER REHAB.MRK 0222 237 37 27
ATAÖNDER REHAB.MRK. 0222 325 03 80
SİVRİHİSAR CAN SUYU 0222 712 59 99
ÖZEL ODUNPAZARI 0222 226 10 06
POLATLI ÖZEL SEDA 0312 624 39 66
BİR İNCİREHAB MRK. 0222 230 30 03
MAVİ REHAB.MRK 0222 239 14 20
Çocuklarımızı ilk emanet ettiğimiz yer okullardır. Öğretmenlik zor iş. Zihinsel engelliler öğretmeni olmak buna ayrı bir zorluk katıyor. Engelli bir bireyin ailesine ilk destek eğitimcilerden gelir.
Eğitimcilerin görevleri her zaman için çok kutsaldır. Onlar bizim gözümüzde birer melektir. Ama bazen öyle acı olaylar duyuyoruz ki dudaklarımız uçukluyor, kanımız donuyor…Bunları yazmak bile istemiyorum.
Oysaki bizim eğitimcilerden ve kurumlardan beklediğimiz tek şey zihinsel engelli çocuklarımıza verilen 45 dakikalık süreyi, çocuklarımızı en güzel biçimde nasıl topluma kazandıracağını düşünüp, o şekilde eğitim vermeleridir.
Zihinsel engelli çocukları kazanç kapısı gibi görüp, okula alıp bir köşede çaresizce tek başına bırakmaları değil. Her gün çocuğunu almaya gelen veliye çocuğu şikayet edip, zaten yaralı olan aileyi yaralamak değil.
Çocuğun problemli olan davranışına çözüm bulmak ve aileyi de bu konuda eğitmektir. Bizler biliyoruz, bizim çocuklarımız çok farklı ve özel, onları eğitmekte zor iş. Siz onlarla kısa bir süre berabersiniz ama biz sürekli onlarla ilgilenmek durumundayız.
O yüzden eğitimcileri çok iyi anlıyoruz. Şunu unutmayın ;Onlar bu dünyaya zihinsel engelli olmayı istemeden, bilmeden geldiler.Onların seçme hakkı yoktu.Onlara sunulan bu yaşam tarzını itirazsız yaşıyorlar.Ama sizler bu mesleği kendi iradenizle seçtiniz. Lütfen bu mesleği seçerken iyi düşünün. Zaten zor olan yaşantımızı ne olur birde sizler zorlaştırmayın. Sizler ve bizler hep birlikte çocuklarımızı toplumun birer bireyi olarak hayata hazırlayalım…
© EMİNE YILDIRIM
Ben küçükken sarı saçlı bir bebeğim olsun isterdim.
Her akşam babam eve gelince bana bebek al diye yalvarırdım.
Babam paramız olunca alacağını söylerdi.
Bizim bebek alacak paramız hiç olmadı.
Kızım olunca onun odasını bebeklerle dolduracaktım.
Yıllar geçti, ben büyüdüm ve anne oldum.
Bebek alacak param çoktu,
Kızıma birçok bebek aldım,
Ama kızım dünyasından kopup
Bebekleri ile hiç oynayamadı.
© Emine Yıldırım
Ben ister miyim, insanların bana garip bakmasını.
Ağız kaslarım zayıf olduğundan ağzımdan akan suları silemiyorum.
Ellerim tutmuyor.
Hiç istemiyorum annemin bana söylenen sözlerden üzülmesini.
Herkes evladını doktor, hakim, öğretmen olsun derken,
Benim melek annem yemeğimi kendim yesem mutlu olacaktı.
Bana hangi renk elbisemi sevdiğimi hiç sormadılar.
Hangi arabamı sevdiğimi,
Nelerden hoşlandığımı hiç söyleyemedim.
Bir gece o kadar susamıştım ki
Sürekli ağlıyordum.
Kimseye derdimi anlatamadım.
Bir bardak su diyemedim.
Siz hiç ister miydiniz böyle olmak?
Bende istemezdim.
© EMİNE YILDIRIM
Sen küçük, gösterişsiz kabuğunun altına saklanan bir inci tanesesin. Ama kabuğunu kaldırdığında pırıl, pırıl parlayan bir incisin. Sen dünyaya gözlerini açtığında ben senin elinden sımsıkı tuttum.
Ve bir daha bırakmadım. Seni çok seviyorum, ama senin halin benim dünyamı kararttı.
Bir tek senin için ayakta durmam gerektiğine inandım. O kadar masum ve savunmasız bakıyordun ki bakışların bana güç verdi. Sen olmasaydın ben bu kadar güçlü olmazdım. Sen hayatta bana verilen en değerli emanet ve en güzel hediyeydin. Benim güneşimdin.
Tek düşüncem seni korumak tı. Konuşamayan dilin,ifade edemeyen beynin, tutmayan elin, yürüyemeyen ayağın olmalıydım. Bu uğurda savaş vermeliydim. Seni öyle koruma altına aldım ki, bir gün baktım ben, sen olmuşum. Bana herşeyi unutturdun. Bazen isyan ettim.
Seni kendime verilen bir ceza gibi görüp kendimi yıprattım. Sonra düşündüm ki sen herşeyden habersizdin. O kadar masum ve çaresizdin ki,bize iyilik yada kötülük yaptığının farkında bile değildin.
Sana sunulan yaşam biçimini hiç itirazsız yaşıyordun. Belki durumunun farkında olsan ne kadar üzülüp isyan ederdin…
Ben senin yerine de bu durumuna içerleyip üzüldüm, isyan ettim. Anladım ki senin savaşın benimkinden de zordu.Durum böyle olunca sana daha çok kol kanat germeğe başladım.İyi de ben yaşarken seni korurum ama benden sonra seni emanet gibi taşırlar mıydı?
Kimse seni benim kadar sevip koruyabilir miydi? İşte bütün çabam bundan. Sana ve senin gibilere benden sonra iyi bir yaşam sağlamak, kendi ayaklarının üzerinde durduğunu görmek. Sen kimseye yük olma, sığıntı gibi yaşama diye. Unutma ki sen bir meleksin, bende sana layık olmaya çalışan bir anne.
……………………………………………..SENİ ÇOK SEVİYORUM

© EMİNE YILDIRIM
Soğuk bir kış günüydü, akşam üzeri elimde paketlerle alışverişten dönüyordum. Çok soğuktu, biraz kar atıştırıyordu. Herkez biran önce sıcacık yuvasına ulaşabilmek için telaşla, soğuktan kaçarcasına koşturuyordu. Bu sırada gözüme köşe başında oturan, çaresiz hayatla pek ilgisi olmayan, bir adama rastladım.
Saçları,sakalları uzamış, elinde eski bir çanta, üzerinde yırtık, pırtık eski bir ceket vardı. Elinde sokakta bulduğu sigara izmaritini yakmaya çalışıyordu. Gözüme oturduğu yerden, yola doğru uzanan ıslaklık ilişti. Belliki soğuktan çişini tutamıyordu. Çok yaşlı deyildi 40 yaşlarında var yok, ama yüzü kırışıklarla doluydu. Yüzünün her çizgisi sanki çektiği acıyı yansıtıyordu, soğuktan morarmıştı. Köşede öylece kendi kendine konuşuyor ve elindeki çantayı karıştırıyordu. Bu haliyle çok dokunaklıydı.
Çantada çöpten toplanmış yiyecek kırıntıları görünüyordu. Belliki akli dengesi yerinde deyildi. Acaba kimsesi yok muydu? Onu bu halde sokaklara bırakmışlardı. Belkide vardı ama aileside yaşlanmış kendine bile bakamıyordu.
O anda zihinsel engelli oğlum geldi aklıma, içim cız etti. Şimdi çok sağlıklıydım, onun için herşeyi yapabilecek durumdaydım. Yapamadığım zaman gelince, yada ben bu dünyaya gözlerimi yumunca ne olacaktı. Oğlumda mı bu halde olacaktı? Bu insanlara el uzatan kimde yok mu? Diye bağırmak geldi içimden.
Keşke imkanım olsada bakabilsem diye düşündüm. Yada nebileyim bi sihirli deynek olsa herbiri için bişeyler yapabilsem. Ama kahretsin ki yoktu işte. Mutlaka yapılacak bişeyler vardı ama ne?
Bu düşüncelerle onun yanından ayrıldım. O ise yine kendi dünyasını bu şekilde sürdürecekti.Bu kadar aciz olduğum için , onun için birşey yapamamanın verdiği üzüntü ile insan olmaktan ve aciz olmaktan utandım. O gece bu insan manzarası hiç aklımdan çıkmadı. Oğluma ve kızıma sımsıkı sarıldım, onlara ben hep yanınızdayım dedim. Tabiki gücüm yetene kadar.
O insan manzarası bana, insan uzvunun herbirinin ne kadar değerli olduğunu birkez daha hatırlattı. En önemliside galiba, akıl diye düşündüm. ALLAH’ın bana vermiş olduğu sağlıklı vücudumdan dolayı ne kadar şanslı olduğumu anladım. Herşeyden öncelikliydi sağlık. İnsanların hiç düşünmeden sağlıklarıyla oynadıkları geldi aklıma, içilen zararlı maddeler, aklını kötülüğe harcayan insanlar. İnsanoğlu nedense elindekilerin kıymetini kaybedince yada, zaten kendisine verilmediği zaman anlıyor.
Lütfen bize verilen en güzel hediyenin sağlık olduğunu, en büyük şansında yine sağlıklı olmak olduğunu unutmayalım. Bize verilenlerin değerini bilelim ve onlara sahip çıkalım. Bunları yaparkende sevmeyi ve sevdiklerimize sımsıkı sarılmayı unutmayalım.
EMİNE YILDIRIM
Düşünmeyi bilmesem de,
Bende aranızdayım.
Belki sizler gibi düşünemiyorum,
Bana öğretilenleri öğrenemiyorum,
Bu dünyaya geliş sebebimi bilemiyorum.
Anlamadığım için gözlerim boş bakıyor.
Neyin yanlış, neyin doğru olduğunu düşünemediğim için,
Hareketlerimi düzenleyemiyorum.
Yani düzgün bir insan nasıl olur bilemiyorum.
Annemin yönergeleri ile hayat tutunup,
Bu yolda ilerlemeğe çalışıyorum.
Annemin, sürekli ben ölünce bu çocuk ne olur?
Diye hüzünlenip ağlamasına bile bir veremiyorum.
Bende insanım, benim de duygularım var,
Bazen seviyorum, âşık oluyorum.
Ama evlenemezsin yasak diyorlar.
Belki sizler gibi,
Anne ya da baba olamayacağım.
Ne sevgililer günüm, nede çocuk bayramım olacak.
Büyüsem de hep çocuk kalacağım.
Neden var olduğumu bilmesem de,
Şu an aranızdayım.
Ben yaşadığım, dünyayı hiç görmedim.
Tek tanıdığım renk siyahtı.
Annemin anlattığı yeşillikleri, mavi gökyüzünü hiç görmedim.
Annem anlatmaya çalışsa da,
O çok severek yediğim çileğin renginin, şeklinin
Nasıl olduğunu bir türlü kafamda canlandıramadım.
Annemin yüzünü, gülüşünü, bana sinirlenmesini göremedim.
Ama rüyalarımda annem bir melekti.
Onun sevgisini hep yüreğimde hissettim.
Sevgiyi, dokunuşu hissedebildiğim için aslında çok şanslıyım.
Neden dünyam hep karanlık bilmesem de şu an aranızdayım.
Ben annemin ninnilerini, yürekleri yakan ağıtlarını, feryatlarını hiç duymadım.
Sevgisini, sıcaklığını onun bakışlarından anladım.
Beni anlayamadıkları için çok hırçınlaştım.
Tek derdim onlara kendini anlatabilmekti.
Sonra ailecek işaretleri keşfettik.
Birbirimizle diyolog kurmayı öğrendik.
Okumaya başlayınca kuşların cıvıldadığını,
Suların şırıldadığını öğrendim.
Ama nasıl bir şey bilmiyorum.
Şair ne güzel anlatıyordu doğadaki sesleri ama ben anlayamıyordum.
Müzik ruhun gıdasıdır diye bir yazı okudum da,
Ruhuma bu gıdayı nasıl tattıracağımı bilemedim.
Neden duymadığımı anlamasam da
Şu an aranızdayım.
Ben her şeyi, duyuyorum, anlıyorum.
Spastik engelliyim, kaslarım zayıf.
Ağzımdan akan suları yutamıyorum.
Yemek yerken bile yutmakta zorlanıyorum.
Tekerlekli sandalyemden.
Yorum yapmadan her şeyi sadece izliyorum.
Yürüyemiyorum, koşamıyorum
Ama her şeyin farkındayım.
Çok üzülüyorum bu halime,
Kendi işlerimi yapamıyorum.
Hep birilerine muhtacım, hep birilerine mecburum.
Sadece bana sunulan bu hayatı yaşamaya çalışıyorum.
Yakınımda kilerinin benim için üzüldüklerini
Bile, bile ben de onların iyilikleri altında üzülerek,
Neden böyle doğdum bilmesem de
Şu an aranızdayım.
Bizler dünyanın neresinde olursak olalım
Görüntülerimiz aynı sanki hepimiz kardeşiz.
Niye böyleyiz bilmiyoruz
Ama şu an bizde aranızdayız.
Bizlerin ayrı bir dünyamız var
O dünyadan bir türlü kopup aranıza dönemiyoruz.
Sizler gibi olmasak ta şu an aranızdayız.
Bizler ve sizler hep birlikte bu dünyayı paylaşıyoruz,
Unutmayın ki bu dünya hepimizin.
© EMİNE YILDIRIM


Son Yorumlar